DİN ÜZERİNDEN SİYÂSET YAPINIZ; AMA BU DİN ÜZERİNDEN DEĞİL!
02. 06. 2006
Gıcığıma giden bir tabir vardır: Din üzerinden siyâset yapmamak.
Bu tabir lâik sistem üzerine kurulmuş ülkelerde, özellikle Türkiye'de kullanılır.
Demokrasi olmalı, herkesin farklı ideolojileri (sosyalizmi, komünizmi, liberalizmi) Devlet'i yürüten bir sistem olabilir; ama İslâm dini, Devlet yürüten bir dizge olamaz. "Niçin?" diye sorsan doğru düzgün yanıt veremezler; çünkü çifte standart vardır.
Ne demek, "Kutsal dinimizi siyasete alet etmeyin!" Siyaset, kirli bir iş ise, niçin siz bu kirli işi yapıyorsunuz? Yok, siyaset yalnızca yönetme olgusu ise ve dinler de ideoloji olarak adlandırılan kavramlar gibi bir yaşama tarzı ve felsefesi ise, dinin siyasete âlet edilmemesinin hiçbir gerekçesi yoktur.
Evet, dinler, birçok deneyimle görüldüğü gibi kötü yolda ve insanlara zulmetme yönünde kullanılmıştır. Bu durum, özelde İslâm'ın kötü olduğuna nasıl yorumlanabilir?! Bu, İslâmî kılıflı kimselerin bıraktığı izlenimdir yalnızca. Bugün lâiklik, modernlik, liberalizm, hattâ milliyetçilik dalavereli işlere kalkan olarak kullanılmaktadır. İslâmî yönetim anlayışı karşısında gösterdiğiniz bu tepkiyi niçin lâiklik ve liberalizme de göstermiyorsunuz? Liberalizm'in Türkiye'ye getirdiği serbest piyasa ekonomisi, çok az kişinin mi canını yakıyor?!. Birtakım menfaatperest, insanların hayrını düşünmekle nasiplenememiş sigara, içki üreticilerinin, pezevenklerin, ülkeyi soyup soğana çevirenlerin çıkarlarının korunmasına çaba göstermek, eğer varısa, hiç mi vicdânınızı sızlatmıyor?!
Ortada vahiy kaynaklı olduğu savunulan bir Kitap vardır. Bu Kitap'ın Yahudilik ve Hıristiyanlığın din kitaplarından daha yüce bilgiler içerdiği milyonlarca aydın tarafından takdir edilmiştir. Bu Kitap'ın çıkar amaçlı olarak yazıldığını iddia edemeyiz; çünkü Kitap, yazarı olarak tasavvur edilen Hz. Muhammet'i azarlayan, eleştiren ifadeleri de barındırmaktadır. Bununla da yetinmemekte tüm çıkar amaçlı davranışları da yasaklamaya çalışmaktadır: Zihar, tefecilik (ribâ), geleneğe sıkı sıkıya bağlılık konularında olduğu gibi. Bunun yanında onlarca iyi davranışı öğütlemektedir: ana-babaya iyi davranma, evlenme mehri, sadaka verme, insanları köle gibi kullanmayı terk etme, içki ve uyuşturucu içmeme, iffetli olup kendini cinsel bakımdan sömürtmeme (dolayısıyla kadınlık ve erkekliği bir amaç değil, araç olarak kullanıp insan olma vasfını kazandırmaya çalışma) örneklerinde görüldüğü gibi. Bu Kitap'ın eleştirilen yönlerine baktığımızda bunların hemen her zaman ya tutarsız eleştiriler ya da Kuran karşısında yapıldığı sanılan; ama Kuran üzerindeki uydurmalara yönelen eleştiriler olduğuna tanık olmaktayız. Kuran'a dayatılan geleneksel zihniyet, bu eleştirilerin odağındadır.
Be adam, hadi tanrıtanımazsın ve ahireti inkâr ediyorsun, diyelim. Peki niçin, bu erdemli davranışlara sâhip çıkmazsın?! Eğer bunu da yapmıyorsan, böyle bir niyetin yoksa, ortalığı fitne fesada boğmak istiyorsundur. Eğer ben bir inanan olarak yeryüzünde barış içinde huzurlu yaşamak istiyorsam, sana engel olmak zorunda kalırım.
İnanan kişinin yapması gereken iş, bağlı olduğu Kuran'ı daha iyi anlamaya çalışmak, inanmayan; ama erdemli davranmak isteyen kişinin de yapması gereken iş, erdemlere sâhip çıkmaktır.
Bugün Başbakan Tayip Erdoğan’a 'inanan-inanmayan ayrımı yaparak ülkeyi obaklara (kamp) ayırmama uyarısı' yapılıyor. Be kardeşim, bu uyarı gereksizdir; çünkü nasıl ki, komünist-milliyetçi, serbest piyasacı-reel ekonomici zıtlığı var ise, inanan-inanmayan zıtlığı da gerçek yaşamda karşımıza çıkacaktır.
Siz bırakın inanan-inanmayan ayrımını, aslında en başından Mustafa Kemal'in ilkelerini koruyabilseydiniz (Laikliği Fransız tipi laiklik anlayışından kurtarmak şartıyla), bu ülke, Batı devletlerine eteğini öptürürdü.
Din üzerinden siyaset yapmak, İslâm'ın esaslarından biridir. Bu esasın ortadan kaldırılması, iyiliği buyurup kötülükten alıkoyma ilkesine aykırı düşer. İyiliği buyurmanın insanlar üzerinde yaptırım gücü olabilmesi için nehyi ani'l-münkerin hukuksal bir boyut da taşıması gerekir.
Bugün Din'den korkanlar, yobaz çevrelerin şeriatı ile İslâm'ı eşitleyerek yargıda bulunmaktadır. "Eğer İslâmî bir yönetim gerçekleşirse bu yobaz takımı, yönetimin en üst kademelerine yerleşir." kaygısı ve tehlikesi vardır. Eğer Fetullah Gülen ya da Tayip Erdoğan halife olursa böyle olması da kaçınılmazdır; ama cumhurbaşkanlığı hilafetine aydın bir inanan seçilirse durum çok daha değişik olur.
Sonuç olarak, İslam da başlangıçta vahye dayanan öbür bütün dinlerde olduğu gibi hukuki hükümler içermektedir. Bu hükümlerde zaman sınırlaması olabildiği gibi evrensel hükümler olarak da düşünülebilecek noktalar içerir. Önemli olan Tektanrı inancında buyrulan öz iletileri yaşama geçirmeye çalışmaktır.
EK:
Örneğin "Ben Devlet başkanı olarak seçilsem ne yapardım?" sorusunun yanıtını şöyle verebilirim:
1. "Dinde ikrah (zorlama ve iğrendirme) yoktur"; ama devlet kurumu, toplum sağlığının bozulmasına, iletişim kirliliğinin oluşmasına, kurumların soyulmasına meydan vermemek için birtakım önlemler almak zorundadır.
2. Bu önlemlerin başında yerli anaparanın (sermaye) egemen olduğu bir ekonomi düzeni gelmektedir. Bugün için böyle bir düzeni oluşturacak bir taslam (model) da bir Türk'ün elinde (Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'ın Millî Ekonomi Modeli) vardır. Yerli anaparanın egemen olduğu bir ekonomide ülke ve halk, dış güçlerin manipülasyonuna kapalı kalacaktır. Bu durumun gölgesinde, özgür düşünce ve ekinsel (kültürel) üretim gelişecek, bunun sonucunda da ülkedeki yönetimin ilkelerini belirleyen Kuran'a olan yöneliş artacak hem de bilimsel ilerleme, vahyi ve yeryüzüne barış getirme ereğini arkasına alarak hız kazanacaktır.
3. Sigara ve içki satımının yasaklanması bulanık zihinleri durulaştıracak, kişiler gitgel (trafik) kazalarına en az düzeyde eğilimli olacak, sigara ve içkinin oluşturduğu pek de farkında olunmayan gerginlik (istres) ortadan kalkınca da ailesel ve toplumsal ilişkilerde daha sağlıklı düşünecek ve sağduyulu davranacaktır.
4. Zina yuvaları olan genelevler kaldırılacak, bu evlerde çalışan kadınlara tövbe edip evlenmeleri ya da geçinebilecekleri bir işe girmeleri için hoşgörü gösterilecektir.
5. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi kaldırılıp onun yerine konulacak olan zorunlu Erdem Bilgisi dersleri ilmihâl bilgilerini aktarmayacak, öğrencilere sunulan her düşünce ve görüş, dayanak olarak gösterildiği belgiler ile sunulacak, öğrencilere dinsel sorgulama bilinci aşılanacaktır. Zorunlu Erdem Bilgisi dersi ortaöğretimde 3 ya da 4 yıl boyunca uygulanacaktır. Zorunlu Erdem Bilgisi dışındaki dersleri anlatan öğretmenler, bilimin somut verilerini Kuran'la ilişkili olarak anlatmak zorunda bırakılmayacak; ama bu öğretmenlerin kendileri tarafgirlik edip de öğrencileri tanrıtanımazlığa özendirici konuşmaları saptanırsa bir suç duyurusu durumunda gözetim altına alınacak ve aynı suç yinelendiği vakit siciline işlenecek. Siciline işlenen bu suçları yerini dolduracak öğretmenler yetiştiğinde görevinden alınmakla karşılık bulacaklardır.
6. İmam-hatip liseleri kaldırılacak. Bugünkü imamlık ücretli olduğundan İslâm'a aykırıdır. O nedenle gönüllü kişiler bir Kuran eğitiminden geçirilip kendi bölgelerine imam olarak atanacak, bu gönüllü kişilere işyerlerinde gereken hoşgörü gösterilecek ve bu hoşgörü özel işlerine de zorunlu tutulacaktır. İmamlıkta erkeklik ve kadınlık gözetilmeyecektir. "Salât, vakitli kitaptır" (4/ 103) belgisinin gereği olarak Fecr ve 'Işâ olmak üzere günde iki vakit toplantı salâtı (salati’l-Cumua) uygulanacaktır. Camiler putperestlik mekânları olarak kurulmalarına karşın bu putların yıkılması yerine salât/söylev evi olarak değerlendirilmesi daha uygundur. Bu amaçla camilerdeki mihrap kısmında, imamın cemaate dönüp dinletmek amacıyla Kuran okuması için bir kürsü yapılacak. Kuran ayetleri önce özgün diliyle sonra da çevirisiyle okunacaktır. Kadın imamlar için yalnızca, yakalarından aşağısının dizlerine dek örtülü olduğu bir kılık öngörülecektir. Konuşmayı ya da Kuran okumayı kürsünün arkasında yapacakları için giyim kuşam konusu kadın imamlara sorun olmayacaktır.
7. Ülkeden yayın yapan hiçbir TV kanalı kabatöz (porno) filmi gösteremeyecektir. Böylece kadın ve kızlarımızın mal derekesine düşürülüp pazarlanmasına, birtakım kimselerin çıkarları için -örneğin reklâmlarda- kadın ve kızların dişiliğini/seksîliğini sömürmesine izin verilmeyecektir. Ülke içinde kapalı bir genelağ (internet) kutusu oluşturulacak ve genelağdan kabatözel (pornografik) yayınlar yapılmasına izin verilmeyecektir. Bu genelağ kutusunun uzantısı com. yerine b.i. (Barış İletişimi) olacaktır. Bu genelağda evlilikle ilgili ağ kümeleri çok düşük ücretle açılacak ve gençlerin birbirleriyle kolayca tanışıp sevişmesi sonucu mutlu bir aile ereğiyle işi resmiyete dökmeleri sağlanacak. Nikah mêmuru evlenmek isteyenlerin ayağına gidecektir.
* * *
Ne dersiniz?
Özellikle İslâm’ı eleştirmekle boyu denli kibre batan, her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini sanan solcular, sizlere soruyorum: Bu tasarılar, çok mu fenâ? Yoksa sizin Lâiklik diyninizi benimsemediğim için beni kâfirlikle mi ithâm edeceksiniz!.. İster kabul edin ister etmeyin “Hüküm, Allah’ındır”. İslâm’ın da müslümanlardan başka topluluklarla ilişkisi gereği savunup ilke edindiği lâikliği bir din durumuna kendiniz soktunuz.
Bir örnek olarak tütük (sigara) ve eşki üretiminde ne kadar insan çalıştığından dem vurup ulusun genel sağlığını tehdit altında bırakmayı sürdürmeye kararlı mısınız? O, kurbânı olduğunuz Hümancılık, yoksa sizi insan sağlığını korumak için önlemler alma çabasına şevklendirmiyor mu?
Ne dersiniz?
Hüve’l-Aliyyü’l-Kebîr!
Hamt, âlemlerin eğiticisi olan Allah’adır.
|